ozanlarimiz
Zurück

 
 
 

 

ASIK MAHZUNI SERIF

                                          

 

        

Iste gidiyorum Cesm-i siyahim
Önümüze daglar siralansa da
Sermayem derdimdir servetim ahim
Karardikca bahtim karalansa da

Haydi dolasalim yüce daglarda
Dost beni birakti ah ile zarda
Ötmek istiyorum viran baglarda
Ayagima cennet kiralansa da

Bagladim canimi zülfün teline
Sen beni biraktin elin diline
Güldün Mahzuninin berbat haline
Mervanin elinde parelense de

                                                                                   


Kendi hayatini kendi agzindan dinleyelim

Babamin dedigi dogruysa ,anamin da dedigi dogruysa 1943 yilinin ocak 3'ünde K.Maras Afsin'e bagli Berçenek köyünde dogmusum.Köyde ilkokul yokmus o zamanlar.Belli bir yasa gelen çocuklar Elbistanin Alembey Köyü'nde Haci Lütfi Efemdinin açtigi Hafiz Kuran kursuna gidermis.Yasim,ögrenim çagina geldiginde babamin istegi üzerine ben de Lütfi Efendinin medresesinde hafiz kursuna devam etmek üzere Alembey köyüne gittim,geldim...Bizim çevremizde kocaman bir yobaz bulutu döner.Haci Lütfi Efendi hiç çekinmeden,caninin istedigi sekilde,bilmedigimiz dillerle,bilmedigimiz isimlerle fetvalar verirdi durmadan.Arapçayi o zaman ögrendim.Simdi Arapça yazip okuyabiliyorum. Lütfi Efendinin medresesinde üç buçuk sayfada kaldim...

Derken köye egitmen,ardindan ögretmen verildi.Devam ettigim ilkokulu süresinde bitirdim.Gün oldu gönül bir seye takildi.O da su:Arada sirada Afsine,Elbistana subay kiyafetiyle dolasan genç çocuklar görürdüm.Bunlar assubay okulu ögrencileri idi.Çevrenin etkisiyle olacak,askerlige karsi büyük ilgim vardi.Tutturdum,ille ben de assubay olacagim,diye.Bu istegim yerine geldi.Ögrenim görmek,"subay olmak"için Mersin 3.Assubay Hazirlama Okuluna basladim.Bu arada sunu da belirteyim:Ben daha 10-12 yasinda önlüklü bir ilkokul ögrencisi iken dayimin kizi Emine ile nisanlanmistim,yine babamin ve akrabalarin istegiyle.1956 yilinda girdigim Mersin Assubay Hazirlama Okulunu 1959da iftiharla bitirdim.Ordonat Tekniker sinifina ayrilarak sinifina ayrilarak Ankaraya Ordonat Tekniker Okuluna geldim.Bu okul simdi benim yargilandigim okuldur;isin daha ilginç yani,bugün yargilandigim salon benim sinifimdi.Burada çok kisa süren bir egitim-ögretimden sonra Sivasa gönderildim.Ekreol Tepede bes ay stajerlik yaptim...

1960'ta ihtilalde payimiz oldu.Cemal Babanin emrinde biz bir grup genç silahlandirildik.Diskapi bölgesi bize verildi.Yil 1960in kasimi oldu.Bugün yargilandigim eski okulumun meydaninda bana ilk Atatürk ödülü verildi.O günün hatirasi olarak.Günün Ordonat Daire Baskani Resat Ülgenalp in imzaladigi ve gözlerimi öperek verdigi kitabi hala saklarim.27 Mayisin verdigi ruhla olacak askerligi daha da sevmeye basladim.Basarilarim beni bir yere dogru hizla sürüklüyordu.Gün geçti ben de "HALKÇILIK" ruhu daha agir basmaya basladi.Bu arada dayimin kizi Emine ile evlenmistim.Bir kizimiz olmustu.Mutlu degildim ,anamin babamin karari ile zorla evlenmistim.Çok sürmedi bu.Imam nikahi ile evlendigim karimi bir mektupla bosadim...

Gün geçti ben de "HALKÇILIK" ruhu daha agir basmaya basladi.Bu arada dayimin kizi Emine ile evlenmistim.Bir kizimiz olmustu.Mutlu degildim ,anamin babamin karari ile zorla evlenmistim.Çok sürmedi bu.Imam nikahi ile evlendigim karimi bir mektupla bosadim.Simdi bagimsizdim bir ölçüde.Halçilik ruhu beni baska yerlere sürüklemeye baslamisti.Sazi 1955-56 yillarinda okuldayken ögrenmeye baslamistim.Siirler yazmaga,türküler söylemeye basladim.Buda pek uzun sürmedi.Okulu terk etmek zorunda kaldim.Ve bugün hala terk ettigim okulun tazminatini ödüyorum.Yillar yillari kovaladi.Sazimla bas basa kaldim.Ankarada oturuyordum.Saz çalarak,siir yazarak kendimi yetistirmeye çalisiyordum.Serüven serüven üzerine geldi,geçti..Yil 1963 oldu."Doguda Kitlik Var"in yazari Halil Aytekineltanistik.Onun araciligi ile Fikret Otyami bulduk...Benim ilk gazeteci dostum Fikret Otyam oldu.Yardim etti bize.Hürriyet Gazetesinden Cüneyt Arcayüreke gönderdi.Basindan benim hakkimda ilk yazi Cüneyt Arcayürekin imzasi ile Hürriyette çikti.Bu dönem TIP'in kurulus yillarina rastliyordu.TIP yöneticileriyle iliski kurduk.Bize yalniz onlar sahip çikiyordu.Baska kimseyi tanimiyorduk,bizimle ilgilenen yoktu...

Bir Asiklar Dernegi kurmamiz gerekti.Nedeni de su idi.Türkiye de halk ozanalri sürekli ezilmislik,yoksulluk içinde yasamislardi.Bu durumdan tamamen olmasa da kurtulmalari gerekti.Örgütlenmeleri gerekiyordu.Biz bu gerekeni yaptik.Asiklar Dernegini kurduk.Sesimizi duyurmaya,çesitli yerlerde konserler vermeye çalistik.Bu çabalarimizda da basarili olduk.Dost Fikret Otyamin ve Gazeteciler Sendikasinin destegi ile konserler verdik.Zamanin turizm bakani Nurettin Ardiçogluna çiktik,yardim istedik.O zaman TRT dogrudan turizm bakanligina bagli idi.Radyodan N.Ardiçoglunun direktifi üzerine Asik Ihsani'ye Kul Ahmede ve bana söyleme izni verildi.Sendikanin destegi ve yardimiyla konserler verdik.Bunlarin en önemlisi Büyük Sinemada verdigimiz konserdi.Büyük ilgi toplamisti.Çabamiza destek oldu.Ondan sonra sesimizi yavas yavas duyurmaya basladik.Ve bu da uzun sürmedi sonunda...Önceleri ozanlarin seçildigi Türk Halk Ozanlari Derneginin basina avukatlar getirimeye basladi.Ilk kadersizligimiz bu oldu.Dagildik ondan sonra da...

Bana bir mücadele gerekiyordu.Kime ve neye karsi?Gün geçtikçe görerek,duyarak,sezinleyerek,okuyarak bunu daha iyi anlamaya basladim.Bütün benligimle kendimi saza verdim.Çaliyordum,söylüyordum ama çalismalarima bir yöntem vermem gerekiyordu.Geçmisteki ozanlari,yasayan ozanlari bir bir inceledim.Kendime yol gösterici,eylem kilavuzu olarak seçtigim Pir Sultan oldu.Ses olarak da etkilendigim Davut Sulari'dir.Toprak çocuguyuz,topraga karsi büyük bir özlemimiz vardir.Bunu da en iyi dile getiren Veysel Baba idi.Belirli bir derecede onun da etkisinde kaldim.Sulari'den etkilendigim sese,Asik Veysel mülayimligini kattim.Düsün felsefemi de yukarda belirttigim gibi Pir Sultandan aldim...Ve sunu anladim:O güne kadar halk ozanligi sürekli olarak istismar edilmisti.Halk siiri gelenegi gül,bülbül,çiçek,edebiyati ile uyutma perhizi olarak kullanilmisti.Ilk amacim bugüne kadar gelen bu kaliplari kirip,yikmak oldu.Olaylardan ve halk yasamindan aldigim gerçekleri konu olarak isledim..Ve bugüne kadar böyle geldik...

Dünya Görüsü

Yüzyillarca Alevi-Bektasi Halk Ozanlari; yasadiklari toplumun; deger
yargilarini, yasamdaki sinifsal çeliskileri, yasadiklari bölgenin cografi
kosullarini, halkin sevinçlerini, üzüntülerini, acilarini, kederlerini,
yoksulluklarini, varsilliklarini, korkularini, savaslarini en ince duygularla,
estetik degerler katarak anlatan halk bilimi insanlaridir. Bunlara birçok
örnek verilebilir. Pir Sultan Abdal, Sah Hatayi, Kul Hikmet, Kaygusuz
Abdal, Nesimi, Karacaoglan, Yunus Emre, Seryani, Ruhsati, Asik Veysel,
Sah Turna, Muhlis Akarsu,...bg. daha yüzlercesi sayilabilir...

Mahzuni Serif'in Inançsal Kimligi

Aleviler; Osmanli tarihinden (Kanuni'den) bu yana özellikle ortadoks sünni
kesimi tarafindan horlanmisv, ezilmis, baski görmüs, dislanmis... bg. zorla
asimile edilmeye çalisilmistir. Bu tarih aleviler açisindan Osmanliya karsi
bir baskaldiri tarihidir. Yapilan baski ve zulüm karsisinda kuskusuz
kimligini koruyamayan aleviler olmustur, ser verip görüsünden dönmeyen
binlerce alevinin oldugu da bir gerçektir. Bunlar tarihte yerlerini almistir.
Iste Mahzuni de bunlardan birisidir. Tüm baskilara karsi alevi-bektasi
kimligini koruyan, bu kimlikten onur duyan, bu kimlikten ödün vermeyen,
bu kimlikle evrensellige ulasan bir ozandir. Gerek tutucu aleviler, gerekse
bagnaz sünniler tarafindan inançsal kimligine iliskin yöneltilen elestirilere
Mahzuni gerekli yanitlari vererek gerçek kimligini ortaya koyuyordu. Iste
kendisinin dilinden, kendi kimligini ve kendi inançsal yönünü anlatan...Siirlerinden biri: Beni merak edip süphe duyanlar
Kendin bilmezlerin telasiyim ben
Aslim Horasan'dan topragim Afsin
Elbistan düzünün bir tasiyim ben Bir gün asik'larin kara gününde
Ah çekip dolastim sevda çölünde
Kuran'da okudum mursid önünde
Saz çalip söyleyen Bektas'iyim ben...Mahzuni gerçek aleviligin; insanin içinde oldugunu; aleviligin insansever,
barissever, esitlikçi ve toplumcu bir düsünceyi savundugu ve yalani, dolani,
sömürüyü, üçkagitçiligi, namussuzlugu, adeletsizligi, erdemsizligi,
hosgörüsüzlügü, bagnazligi, seriatçiligi,sekilciligi...vb. ret ettigini;...
...ben aleviyim demekle alevi olunamayacagini...

Seni hic unutmayacagiz....

 

   MP3 icin Sayin Yüksel Gürel´e tesekkürler

 

 

 ASIK VEYSEL SATIROGLU

 

      

Asik Veysel, hayatini anlattigi bir siirinde "Ücyüz-onda gelmis idim cihana" diyor. Yil 1894 oluyor hesapça. Sivas'a bagli Sarkisla ilçesinin Sivrialan Köyünde dünyaya gelmis. Anasi Gulizar, bir yaz günü koy dolaylarindaki Ayipinar merasina koyun sagmaya gittiginde; oracikta bir yol üstünde dogurmus Veysel'i. Göbegini de kendi eliyle kesmis. Yaman kadinmis Gülizar ana. Bebesini bir çaputa sarip yürüye yürüye köye dönmüs. Babasi Ahmet; bebenin adini Veysel koymus. Yillar geçmis aradan büyümüs, konusmus, yürümüs Veysel çocuk. Böylece yedi yasina varmis. O yil bir çiçek hastaligi salgini hastaligi olmus Sivasta, kücük Veyselde yakalanmis. Sag gözüne de perde inmis, önceleri. Yalniz isigi seçebiliyormus, bu gözüyle. Babasina "Çocugu Akdagmadeni'ne götür, orada bu gözünü açacak bir doktor var." demisler. Sevinmis Ahmet emmi. Gel gör ki talihsizlik yine yakasini birakmamis Veysel'in. Bir gün inek sagarken babasi yanina gelmis. Veysel ansizin donuverince; yakinda bulunan bir degnegin ucu öteki gözüne girivermis. O göz de akip gitmis böylece. Veysel'in Ali adinda bir agabeysi ve Elif adinda bir kiz kardesi varmis. Hepsi çok üzülmüsler Veysel'in kötü kaderine.

Babasi merakli adammis. Halk ozanlarindan siirler okuyup ezberleterek avutmaya çalismis oglunu. Sivas'in köyleri saz sairleriyle dolu. Onlar da ara sira gelip Ahmet emminin evine ugrarlarmis. Veysel ilgiyle dinlermis calip söylediklerini. Babasi, oglunun ilgisini görünce; bir saz alip vermis ona. Ilk saz derslerini, babasinin arkadasi olan Çamis'li Ali Aga'dan almis. Ve gitgide, kendini iyice saza vermis Veysel. Ünlü Halk ozanlarinin siirlerini çalip söylemis bir zaman. Yirmibes yasindayken (1919) anasi, babasi Veysel'i Esma adinda bir kizla evermisler ve kisa sure sonra ikisi de göçüp gitmis bu dünyadan (1921). Aci üstüne aci gelmis, ama bitmemis talihin kotu oyunu. ikinci çocugu on günlükken, anasinin memesi agzina tikanarak ölmüs, ardindan da karisi yanasmalariyla evden kaçmis. Bu olay çok koymus Veysel'e. Daha dertli olmus ve iyice içine kapanmis. Karisi koyup gittiginde bir kizi varmis Veysel'in. Daha bir yasini bile bitirmemis. Iki yil kucaginda gezdirmis Veysel, ne çare o da yasamamis. Bu siralar Veysel'i yeniden evermisler. Bu karisi çocuk vermis Asiga. Biri olmus, iki oglan, dört kiz, altisi sag. Onlar da 18 torun vermis Veysel'e.

Asik Veysel, Cumhuriyetin Onuncu yil dönümüne rastlayan 1933 yilina kadar, baska ozanlarin siirlerini çalip söylemis. Kendi deyislerini söylemekten utanir, çekinirmis. O yillarda sairlerimizden rahmetli Ahmet Kutsi Tecer tanimis Veysel'i. Onun isik tutuculuguyla Veysel'in siirleri aydinliga kavusmus. Veysel; sairliginin gelismesinde Tecer'in büyük yardimlarsni gördügünü söylerdi her zaman. Veysel'in gün isigina çikan ilk siiri Gazi Mustafa Kemal Pasa için söyledigi: "Türkiye'nin ihyasi Hazreti Gazi" misrasiyla baslayan siirdir. Bundan sonra bütün yazdiklarini calip söyler olmustu. 1933 yilina kadar, köyünden disari hemen hemen hiç çikmadigi halde; bundan sonra bütün yurdu dolasmis, yurdunun çesitli sehirleriyle kasabalarini, köylerini yakindan tanimstir. Halk ozanlarindan en çok Karacaoglan'i, Yunus'u, Emrah'i, Dertli'yi severdi. Çagimizin ozanlarindan Ahmet Kutsi Tecer'in ayri bir yeri vardi Veysel'de. Onun araciligiyla Koy Enstitülerinde bir sure saz ögretmenligi de yapmisti Veysel. Sirasiyla Arifiye, Hasanoglan, Cifteler, Kastamonu, Yildizeli, Akpinar Koy Enstitülerinde bulunmustu. 1952 yilinda istanbul'da büyük bir jübilesi yapilan Asik Veysel'e 1965 yilinda Türkiye Büyük Millet Meclisi, "Anadilimize ve Milli Birligimize yaptigi hizmetlerden dolayi" özel bir kanunla vatani hizmet tertibinden aylik baglamisti.

Veysel'in bir baska özelligi daha vardi; köyünde ve çevresinde ondan önce bir tek meyve agaci olmadigi halde, Sivrialan'da ilk meyve bahçesini o yetistirmisti. Hem öyle bir bahçe ki, içinde elmadan kaisiya, kirazdan cevize kadar turlu turlu meyve ve çiçek vardi. Veysel, kardeslerinin yardimiyla bu bahçeyi yapmaya basladigi zaman köylüleri "Atalarimiz bunca yil böyle bir is yapmamislar, su kor adam onlardan iyi mi bilecek ki böyle ise kalkisti?" demisler. Birkaç yil sonra agaçlar yetismis, meyve vermis. Köylüler önceki dediklerini hatirlayip utanmislar ve bu defa "O kor degilmis, meger kor olan bizmisiz diyerek Asik Veysel'i kutlamislar. iste böylesine uzagi gören bir insandi o... Yetmis yil karanlik bir dünyada yasadi (ölümü 21 Mart 1973). Fakat karanlik gözlerindeydi yalniz, içi apaydinlikti, siirleri de öyle... Halk siirimizin bu güçlü ozani yarim yüzyili askin bir sure yazdiklariyla, calip söyledikleriyle çevresine isiklar saçti. Sanirim simdi de mezarinda son uykusunu isiklar içinde uyuyordur. Yalniz çagimizda yasayanlar degil, bizden çok sonra yasayacaklar da "Dostlar Beni Hatirlasin" siirini unutmayacaklar ve her zaman rahmetle anacaklardir.


yazan: Ümit Yasar Oguzcan

 

 

 

size 100Kb

 

           DOSTLAR beni HATIRLASIN          

Ben giderim adim kalir
Dostlar beni hatirlasin
Dügün olur bayram gelir
Dostlar beni hatirlasin

Can kafeste durmaz uçar
Dünya bir han konan göçer
Ay dolanir yillar geçer
Dostlar beni hatirlasin

Ne gelsemdi ne giderdim
Günden güne artti derdim
Garip kalir yerim yurdum
Dostlar beni hatirlasin

Açar solar türlü çiçek
Kimler gülmüs kim gülecek
Murat yalan ölüm gerçek
Dostlar beni hatirlasin

Gün ikindi aksam olur
Görki basa neler gelir
Veysel gider adi kalir
Dostlar beni hatirlasin

 

 

 

 

                                                 HASRET GÜLTEKIN

                                          

           

Dogum Yeri: Sivas
Dogum Yili: 1967


Alti yasinda saz çalmaya baslayan Hasret Gültekin, 12 yasinda artik sahnede saz çalan küçük bir ozandi. Kadikoy Anadolu Lisesi mezunu sanatçi, 1980'li yillardan itibaren halk müzigi alaninda kendi uslubuyla agirlikli olarak yer aldi. Yinede Arif Sag, Muhlis Akarsu, Yavuz Top ve Musa Eroglu'na olan hayranligini gizlemiyor ama baglamayi onlar kadar ustaca kullaniyordu.

Geleneksel kaliplar içinde sıkismis halk müzigini çagdas bir senteze kavusturmaya çalisti.Nevroz kasetinde Kürt ezgilerini enstrümantal olarak yorumladi.

Ortak çalismasi Türküler Yalan Söylemez'den baska Gün Olaydi, Nevroz, Gece ile Gündüz Arasinda, Besteleriyle Hasret Gültekin adlı kasetlerle müzikseverlere ulaşti.

En verimli çaginda iken, 2 Temmuz 1993 Sivas Madimak Olaylarinda 37 Ozan ve Aydinla birlikte, henüz Oglu 'Roni Hasret Gültekin' dogmadan bir kaç gün önce, yasamini aci bir sekilde yanarak yitirdi.

Saygi ve sevgiyle aniyoruz...

DAGLAR ATAMADIM SEVDAMI
Ne günes yüzü gördüm
Ne de gökyüzü gördüm
Derde düstüm
Heder oldum beter oldum ben

Laf anlamaz söz dinlemez oldu gönlüm
Daglar sevdami söküp atamadim ben

 

DERMAN SENDEDIR
Vakti seherde
Açilir perde
Düstügün yerde
Derman sendedir

Dügmügüm kaldir
Mihnetim oldur
Aglarim güldür
Derman sendedir

Benim bi çare
Kaldim avare
Yürek pür yare
Derman sendedir

 

GÜN OLAYDI
Gün olaydi tan olaydi
Kaldigin yer Van olaydi
Yattigin yer han olaydi
 
Gün dolandi dagi tasi
Dinmiyor gözümün yasi

Dagin basi duman duman
Gurbet halinde halim yaman
Zalim gurbet vermez aman 

 Gün olaydi tan olaydi
Kaldigin yer Van olaydi
Yattigin yer han olaydi
 
Gün dolandi dagi tasi
Dinmiyor gözümün yasi

 
   

Gratis Homepage von Beepworld
 
Verantwortlich für den Inhalt dieser Seite ist ausschließlich der
Autor dieser Homepage, kontaktierbar über dieses Formular!