alevilik
Zurück

 

 

 

 

 

 

Sahim Hz.ALI,Pirim Hünkar HACI BEKTAS VELI !

Sözüm oniki IMAMLAR, Ziyaretim KERBELA, Mesebim ´´ALEVILIK´´ !

Yaksalar da Bitmeyecegiz Bitsekte Ölmeyecegiz !

Yarinlar icin Aydinliga yürüyecegiz !

Canlar bir olup Münküre KILIC CALACAGIZ !


                                                                                                                             Erzincanli

 

  BIR GÜZELIN ASIGIYIM ERENLER...ONUN ICIN TASA TUTAR EL BENI...

       

     

                      PIR SULTAN ABDAL 


  

Anadolu halkinin bagrinda açilmis bir kizil güldür Pir Sultan. Kisiligi, özü, sözü halkla öyle içten içe kaynasmis ki, nerede kendisinin, nerede halkin dile geldigini kestiremezsiniz. Halk öldürülen sevgilisini kendi soluguyla diriltmis, diline diller, sazina sazlar katmis yasatmis, ölüsüne dirisinden daha güçlü, daha etkili bir varlik kazandirmis, sönmüs bir cani bin canla yeniden tutusturmus.

Siirleri sagliklarinda yaziya geçmemis eski halk sairlerimizden hiçbirinin hiçbir siiri için, kendi agzindan çiktigi kesinlikle söylenemez. Ölümünden sonra halkin agzindan derlenmis siirlerde hangi sözlerin hangi sözlere katildigini kestirebilmek için sairin kimligi, kisiligi üstüne su götürmez belgeler, tanikliklar bulunmasi gerekir. Oysa, Yunus basta olmak üzere, bizim halk sairlerimizin kimlikleri, kisilikleri çok kez halkin agzindan derlenmis siirlerindeki ip uçlarindan çikarilmaktadir. Halk begendigi bir saire onun söylemeyecegi,  sözleri kolay kolay söyletmez, söyletemez, orasi dogru; ama benimsedigi sair susturulmus, sesini duyuramaz olmussa onun agzindan, onun gönlünce ve söyleyis biçimiyle sözler yarattigi su götürmez bir gerçektir. Pir Sultan'in daragacina giderken söylediklerini onun agzindan halkin söyletmis olmasi daha akla yakindir. Ne kendisi o siirleri saza uyduracak durumdadir, ne de Hizir Pasa o siirlerin halka ulasmasini saglayacak adamdir. ''Söyleyene bakma, söyletene bak'' demekle bizim halkimiz halk sairlerinin sirrini çözmüstür. Halk sairi gerçekten halkin sairi ise neyi kendisinin neyi halkin söyledigini hiçbir bilgin ayirt edemez. Su dizeler üzerine düsünelim isterseniz: ''Ben Musa'yim, sen Firavun / Ikrarsiz seytan-i lain / Üçüncü ölmem bu hain / Pir Sultan ölür dirilir.'' Kendisini astirmis olan Hizir Pasa'ya bu sözleri Pir Sultan darağacına gider ayak mı yazip ya da söyleyip halka ulastirmanin bir yolunu bulmustur? Kolay kolay inanilir bir sey degil bu. Oysa bu sözleri, Pir Sultan'i Hizir Pasa'ya inat yüreginde dirilten halkin söylemis olmasi akla ve halk siiri geleneklerine daha uygun. Ama kendi söylemeyis söyletmis de olsa bu sözler yine de Pir Sultan'in sayilir, çünkü onun kisiligi, düsünce ve söyleyisiyle dile gelmislerdir, Pir Sultan'i diriltmislerdir.

Pir Sultan, Anadolu halkindan kopmus, köyün köylünün dilinden anlamaz olmus, Arabin zemzem suyunu halkin alinterinden daha kutsal sayacak kadar yozlasmis, çikmaz yollara sapmiş, çikarcilarin çamuruna saplanmis olan Osmanli sarayina karsi bir baskaldirmaydi. Saray, Pir Sultan'i astirip, halkin kaniyla beslenen yobazlari tutmasaydi, astigi astik, kestigi kestik bir imparatorluk kuramazdi, ama daha uyanik, daha insanca bir devlet olma yolunu bulabilir, halkindan daha az kültürlü olmak ayibindan kurtulabilirdi.

Bizim halkimiz ta Yunus Emre'den beri basina geçen devlet adamlarindan daha uyanik oldugunu gösteregelmistir. Uyanmaya engel olan yobazligi hep saray beslemis, oysa halk bütün sairleriyle yobazlara karsi amansiz bir savas açmistir. Sarayin Istanbul ortasinda kurdugu medreselerden bir tek ama bir tek yüzümüzü agartacak insan yetismemis, ama halkin dag baslarinda, devletten yardim görmek söyle dursun, devletin Hizir Pasa'lari eliyle asılmayı göze alarak yaşattığı tekkelerde, yoksulluğu ateşe ve ışığa çeviren ocaklarda, çagdas insanliga seslenen Pir Sultan'lar yetismistir.

                    Sabahattin Eyüboglu

 


 

Hizir Pasa bizi berdar etmeden

Açilin kapilar saha gidelim

Siyaset günleri gelip çatmadan

Açilin kapilar saha gidelim

Yikilin kaleler dosta gidelim

 

Kalenin kapisi tasdan demirden

Yanlarim çürüdü yasdan yağmurdan

Bir kimsem yoktur ki dostu cagirtam

Açilin kapilar saha gidelim

Yikilin kaleler dosta gidelim

 

Çikarim bakarim kale basina

Mümin Müslümanlar gider isine

Bir ben mi düsmüsem can telasina

Açilin kapslar saha gidelim

Yikilin kaleler dosta gidelim

 

Abdal Pir Sultan'im hey Hizir Pasa

Bizi hasret koydun kavim kardasa

Yazilanmi gelir sag olan basa

Açilin kapilar saha gidelim

Yikilin kaleler dosta gidelim

 

YASAMI

Pîr Sultan Abdal'in yasami üzerine, yazili kaynaklarda pek bilgi yoktur. Dogum ölüm yillari bile bilinmiyor. Yasami üzerine bilgiler, genellikle, kendi siirlerinden, halk söylentilerinden, kusaktan kusağa anlatilagelen menkibelerden, bir de yakinlarinin ya da baska ozanlarin onu anlatan siirlerinden çikarilir.

Gene de bu yollardan epeyce bilgi edinilmistir, çünkü Pîr Sultan, baglandigi tarikatin din anlayisini, dünya görüsünü yansitmakta ya da derinlestirmek için soyut siirler yazan bir sanatçi degildir, dogrudan dogruya basindan geçenleri, kavgasini, özlemlerini, katlandigi acilari, yasaminin türlü yönlerini yansitan somut siirler yazmistir.

Siirlerden, halk söylentilerinden çikarilan bilgilere göre, Pîr Sultan Sivas'in Yildizeli ilçesinin Çirçir Bucagina bagli Banaz köyünde dogmustur. Yildizdagi eteklerinde, Çirçir'a kirk sekiz kilometre uzaklikta, denizden bin yedi yüz metre yüksekte, çogu tek katli kerpiç evleri, soguktan korunmak için yari yariyariya topraga gömülü bir köy...

Banaz'da bugün de Pîr Sultan'in oldugu söylenen bir ev, önünde sairin yasadigi, dönemden kaldigina inanilan bir sögüt agaci, agacin altinda, asâsinin ucuna takip Horasan'dan getirildiiine inanilan bir degirmen tasi vardir. Pîr Sultan yaz aylarinin güzel havalarinda bu tasin üstüne oturup karisiyla sohbet edermis. Köylüler bu evi, agaci, tasi kutsal sayarlar.

Kizinin yaktigi agıtta uzun boyluluguna, biçimliligine deginilen sairin asil adi, siirlerinde belirttigine göre, Haydar'dir. Bir yerde soyunun Yemen'li oldugunu, bir yerde Peygamber'in öz torunu oldugunu söyler, bir yerde de Imam Zeynel-Âbidin'den "Zeynel dedem" diye söz eder. Uzmanlara göre, Pîr Sultan'ın bu sözleri söylemesinin nedeni halk üzerindeki etkisini arttirmak içindir. Muhammed peygamber soyundan geldiklerini, "seyyid"liklerini ileri sürmek tarikat ululari arasinda bir gelenektir. Genel kani, sairin iran'in dogusundaki Türk yurdu Horasan'dan, önce Iran Azerbeycani'ndaki Hoy kasabasina, oradan da Anadolu'ya göçüp Sivas'a yerlesen bir Türkmen soyundan geldigi yolundadir.

Çocuklugu çobanlikla geçen Pîr Sultan'in okuma yazma bildigi anlasiliyor, ama bilgin bir kisi oldugu söylenemez. Tekke egitimi çerçevesinde kalmistir. Halifeler tarihini, peygamber menkibelerini, evliya menkibelerini, tarikat kurallarini, Yunus Emre'yi, Hatâyî'yi bilir. Bunlar dirinda, çaginin bilimleriyle ilgilenmedigi gibi, divan edebiyati ile de ilgilenmemistir. siirlerinde Yunan mitolojisinin, iran mitolojisinin izleri pek yoktur. Ayrica, genel olarak bütün tarikatlarin kaynaklandigi Tasavvuf felsefesinin yüksek konularina da girmez.

Söylentiye göre, Pîr Sultan'in üç oglu, bir kizi varmis. ogullarindan Seyyit Ali Banaz köyünün üst yanindaki çam korusunda,Pîr Muhammed Tokat'in Daduk Köyünde, Er Gaib de Dersim'de gömülüymüsler. Adi Sanem olan kizinin Pîr Sultan asildigi zaman söyledigi agit çok ünlüdür. Bazi uzmanlar bu agiti Sanem'in agzindan bir tarikat ozaninin yazmis olabilecegini belirtirler. Pîr Muhammmed ise babasi gibi sairdir. Delikanli iken attan düserek öldügü, Pîr Sultan'in "Allah verdigini almaz dediler / Bana verdigini aldi n'eyleyim" derken bu olaya degindigi söylenir. Siirlerinden uzun yasadigi, çok çocugu bulundugu açikça anlaşilan sairin, sagliginda iki ogul acisi görmüs oldugunu ileri sürenler de vardir.

Pîr Sultan Alevî-Bektasî tarikatindandir. Tarikata girme arkadasi, yani musaibi, Ali Baba'dir. Baglandigi tekkenin pîri ise, Ahmet Yesevî'nin Anadolu'ya gönderdigi dervislerden Koyun Babanin tekkesinde, Bektaşîligin kurucusu Haci Bektas Veli'nin tekkesinde posta oturmus, yani en üst makamlara getirilmis Seyh Hasan'dir.

Pîr Sultan, baglandigi tarikatça yalniz dinsel önder degil, devlet baskani olarak da görülen iran sahlari adina, Anadolu halkini Osmanlilar'a karsi kiskirttigi, ayaklanmaya çagirdigi, belki de bir  ayaklanmaya öncülük ettiği için, Sivas Valisi Hizir Pasa'nin emriyle tutuklanmiş, yolundan dönmeyecegi anlasilinca da asilmiştir.

Söylentiye göre, asidigi yer Sivas'da eskiden Keçibulan adini tasiyan, sonra uzun süre Daragaci diye anilan, simdi ise Kepçeli denilen yerdir. Bugün Sanayi Çarsisi'nin karsisinda Mal Pazari olarak kullanilan bu alanin Gazhane bitisisinde, sira sögütlerin bitiminde bulunan, boyu bes metre, eni bir metreden fazla, bakimsiz toprak yigini onun mezaridir. Üstündeki moloz taslar, asilmasi sirasinda Hizir Pasa'nin emriyle halkin attigi taslardir.

Mezarinin, bir menkibeye göre Erdebil'de, Bektasî gelenegine göre de Merzifon'da oldugu söylenir. Daha baska söylentiler de vardir, ama gerçege en yakin görünen söylenti asildigi yere gömüldügü, yakinlarinin, tarikat erlerinin, hükümet baskisi yüzünden ölüsünü alip köyüne bile götüremedikleridir.

Siirlerinden, halk söylentilerinden çikarilan bu daginik bilgileri degerlendirebilmek için, önce, Pîr Sultan'in ne zaman yasadigini saptamak gerekir.


NE ZAMAN YASADIGI

Uzmanlar "Yürüyüs eyledi Urum üstüne" diye baslayan Siirindeki sözlerine bakarak, Pîr Sultan Abdal'in Sah Tahmasb zamaninda yasadigini söylüyorlar. Bu siirinde söyle sözler var:

Aslini sorarsan sah'in ogludur
Koca Haydar sah-i cihan torunu
Ali nesli güzel imam geliyor

"Koca Haydar sah-ı cihan" diye anilan, sah ismail'in babasi seyh Haydar'dir. "sah" diye anilan ise, Akkoyunlu Devleti'ni yikip Safevîogullari Devleti'ni kurarak sîî mezhebi baskanligi ile devlet baskanligini birlestiren, sah ismail'in kendisidir. seyh Haydar'in torunu, sah ismail'in oglu da sah Tahmasb'dir.

Sah Tahmasb'in saltanat döneminin (1524-1578) büyük bir bölümü, Kanunî Sultan Süleyman'ın saltanat dönemine (1520-1566) rastlar. Bu iki hükümdar geçmisteki aci olaylar yüzünden, uzun süre ülkeleri arasinda barisi saglayamamislar, iranlilar ile Osmanlilar, 1534'den 1554'e kadar, tam yirmi yılı anlaşmazlıklar, çatışmalar, savaşlarla geçirmislerdir. Kanunî Sultan Süleyman 1534'de yaptigi dogu seferinde, iranlilar'in elinde bulunan Bagdat'i Osmanli topraklarina katmiş, sah Tahmasb 1548'de Anadolu'ya girerek Kemah'a kadar ilerlemis, 1552'de Ercis, Ahlat kalelerini geri almistir.

Pîr Sultan'in siirlerindeki olaylarin sah Tahmasb dönemindeki olaylara uymasi, daha sonraki iran sahlarinin Anadolu üzerine "yürüyüs eylemis" olmalari, bazi uzmanlarin kesin konusmalarina, sairin bu dönemde yasadigindan süphe edilemeyecegini söylemelerine yol açar.

Oysa bu dönemde Sivas'da valilik etmis bir Hizir Pasa yok, ama 1552'de Köstendil, 1554'de sam, 1560'da Bagdat beylerbeyliklerinde bulunmus bir Hszsr Paşa var. Uzmanlar 1567'de ölen bu Hszsr Pasa'nin, Bagdat'a giderken, Sivas'a ugrayip oradaki ayaklanmayi bastirmis olabilecegini söylüyor. Bu görüs dogruysa, Pîr Sultan 1560'da asilmis demektir.

Pîr Sultan'in dili on altinci yüzyilin ikinci yarisinin dilidir, diyen bazi uzmanlar ise sairin 1560'da asilmiş olabilecegini kabul etmiyorlar. Onlar halk söylentisini degerlendirerek baska bir yoldan gidiyor, Sivas'da valilik etmis Hizir Pasa'yi ariyorlar.

Sofi Aziz Mahmut Hüdâyi Efendi'nin I. Ahmed'e yazdigi bir mektupta, Alevîler ile seyh Bedreddin'e bagli olanlari iyi taniyan, onlarla ugrasmasinin bilen bir Hizir Pasa'dan söz ediliyor. Belgenin ilgili bulundugu dönemde ise iki Hizir Pasa yasamis. Birinin özellikleri söyle:

Deli Hizir Pasa, Van Beylerbeyi (1582), Kars Beylerbeyi olarak iran seferine katilma (1587), Erzurum Beylerbeyi (1588), Sivas Valisi (1588), Diyarbakir Valisi (1589), gene Sivas Valisi (1590), Tuna Muhafizi (1602), Budin Muhafizi(1605), ölümü (1607).

Deli diye anilmasi gözü pek, acimasiz bir kimse oldugunu gösteriyor. Ayrica Iran seferine katilmis, yani Safevîlere karsi savasmis. Safevî yanlisi Alevîlere düsmanlik besleyebilir. Iki kere Sivas'a vali gönderilmis, ikincisinde oldukça uzun kalmis. Alevîleri iyi tanidigini, onlarla ugrasmasini bildigi anlasiliyor.

Pîr Sultan'i astiranin Sivas Valisi Deli Hizir Pasa oldugunu söyleyen uzmanlarin görüsü dogruysa, sairin ölümü 1588'de, ya da 1590'dan sonradir.

Gene uzmanlara göre, Pîr Sultan 1534'de Bagdat'in Osmanlilar'a geçisi üzerine, Iran sahina,

Güzel sah'im çok yerlerden görünür
Asli nedir niye verdin Bagdat'i

diye siir yazmistir. 1534 ile 1590 arasinda 56 yil var. Pîr Sultan bu siiri yazdiginda, diyelim 20 yasindaysa, 76 yasinda ölmüs olur.

Böyle uzun bir ömür sürdügü kabul edilirse, uzmanlar arasindaki görüs ayriliklari da sona erebilir. Çünkü bu uzun ömre hem Pîr Sultan'in siirlerindeki olaylara uygun düsen sah Tahmasb dönemi, hem de Deli Hizir Pasa sigdirilabiliyor.

Gene de bazi durumlarin açiklanmasi kolay degil. Örnekse, Pîr Sultan'in siirlerinde bir Alevî ayaklanmasindan söz ediliyor, oysa Deli Hizir Pasa döneminde Sivas'da böyle bir ayaklanma olmamis.

Uzmanlar arasindaki görüs ayriliklarinin ötesinde, kesin olan sudur: Pîr Sultan abdal on altinci yüzyilda Anadolu'da, Sivas yöresinde yasadi.

                                                           

 DIN ANLAYISI

Pir Sultan Abdal, her seyden önce bir Müslüman, bir Muhammedîdir. Hz. Muhammed’in peygamberligini, Allah’tan vahiy aldigini kalbinin en derinliklerine yerlestirmis, o aydinlik dolu kalbinin en temiz kösesine bunu islemistir. Pir Sultan Abdal der ki:

Muhammed dinidir bizim dinimiz

Cibril Emin’dir hem rehberimiz

Tarikat altindan geçer yolumuz

Biz müminiz, mürsidimiz Ali’dir.

Evet o, din olarak  islâmiyet’i sahiplenmistir; hem de islâmiyet’in en saf ve berrak olanini . O, Hz. Muhammed’i Allah Teala’nin en yüce ve son elçisi olarak görmekte ve böyle inanmaktadir.

Muhammed bizimdir, Ali bizimdir

Erkâni bizimdir, yolu bizimdir.

 

KURANA BAKISI

Pir Sultan Abdal, Kur’an’a baglidir. Kur’an’a iman etmistir, onda yazilan her seyi kabul etmis, özümsemistir. Öyle ki, Kur’an’i ortaya koyarak insanlara meydan okumaktadir ve insanlari Kur’an vasitasiyla islâm’a davet etmektedir. O der ki:

‘Pir Sultan’im Haydar heman

Daglari bürüdü duman

iste incil, iste Kur’an

Seçebilirsen gel beri.

 

MEZHEBI

Kendi siirlerinde Pir Sultan Abdal, defalarca Caferî mezhebine mensup oldugunu yineler. Defalarca On iki imamlari zikreder; o hazretlerin önünde saygiyla egilir. Gelin Pir Sultan Abdal’a kulak verelim:

Biz Muhammed Ali kullarindaniz

Nesl-i Âl-i Aba soylarindaniz

imam-i Cafer’in mezhebindeniz

Server Muhammed’e seymana geldim.’

‘Senin asiklarin semain tutar

Kadir geceleri semalar yanar

Mezhebim imam Cafer’e uyar

Gel dinim imanim, imam Hüseyin.’    

‘Didar defterine geçtim

Münkir münafigi seçmedim

Mezhepte Cafer’e düstüm

Firdevs-i A’lâ içinde.

 

 BAZI SIIRLERI

 Yazilarin üstünü tiklarsan, siirleri okuyabilirsin...

 

 Alcakta yüksekte yatan erenler

 Kul olayim kalem tutan eline

 Bir güzelin asigiyim erenler

 Derdim coktur hangisine yanayim

 Ötme bülbül ötme

 Seyyah olup su alemi gezerim

 Su kanli zalimin ettigi isler

 Uyur iken uyardilar

 

                                                     

 

 

 

 

                           ÖZLÜ SÖZLER/HADISLER             

 

HZ. ALI

 
Bir memlekette ayaklar bas olursa, baslar ayaklar altinda kahrolur.
Hayrin anahtari, serden kaçinmaktir.
Insanlarin degeri, düsüp kalktigi ve beraber yasadigi insanlardan anlasilir.
Su gögsümde sakli duran birçok ilim var. Ah! Onlari tasitacak erler bulabilsem.
Eger ilim, ümit ile olsaydi, dünyadaki bütün insanlar alim olurdu.
Istesem sirf fatiha suresinin tefsiriyle yetmis beygiri yüklerim.
Güzellik giyinenlerin süslügü ile olusmaz; bilgi ve terbiye ile güzel olunur.
Biri sana sirtini çevirirse üzülme, böylece dostunla düºmanini ayirt etmis olursun.
Tatli dili olanlarin dostlari her gün biraz daha artar.
Sakladigin bir sir senin esirindir. Aciga vurursan sen onun esiri olursun.
Sahziniza kötülük eden bir düsmani affediniz. Lakin vataniniza ve milletinize kötülük eden bir kimseyi, asla affetmeyiniz.
Azim ve sebat insanlarin en büyük yardimcisidir.
Çocuklarinizi, kendi bulundugunuz zamandan baska zaman için hazirlayiniz, onlari yasayacaklari zamana göre bilgilendiriniz.
Sen kendini küçücük et-kemik sanirsin. Oysa sende alem-i ekber gizlidir.
Hiçbir iste gereginden fazla acele etme; dikkatli olanlar kendilerini zor duruma düsmekten korurlar.

 

Akil gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras, ilim gibi seref olmaz.
Düsünmeden konusma, sonuna bakmadan is yapma.
Bir gerçegi savunurken, önce kendimiz inanmaliyiz, sonra da baskalarini inandirmaya calismaliyiz.
Senin gerçek kardesin, seninle beraber olan, sana faydali olmak için kendini zarara sokan, zamanin musibetleri sana dokundugunda, seni kurtarmak için, kendi islerini birakabilendir.
Öfke korkunç bir atestir. Onu bastiran atesi söndürür, yapamayan içinde yanip gider.
Yüzünüze karsi yapilan sisirme övgüleri dinlemekten kendinizi koruyunuz. Cünkü onlar kalpleri kirletip ortaliga pis bir koku yayarlar.
Adil ol, kudretin sürekli olsun.
Kiskançlik vücudu kemirir.
Dünyayi yutsa, yoksul kalacak biri var: Aç gözlü.
Dogru her zaman yüce, yalanci her zaman asagi ve cücedir.
Yoksula yardimi dilenmeden yap. Sen onu el açmak zorunda birakirsan, verdigin sadaka ile, onun sadakadan daha degerli olan haysiyetini satin alacaksin.

Öfke ve kizginliktan koru kendini. Cünkü baslangici delilik, sonu pismanliktir.

                                                                               HACI BEKTAS VELI

 
Incinsen de incitme.
Kadinlari okumayan milletler yükselemez.
Marifet, nefsi silmek degil, bilmektir.
Her kisinin iki resülü vardir. Biri zahir, digeri batin. Zahir dildir, Batin gönüldür. Dil Muhammed’e, gönül Cebrail’e benzer.
Okunacak en büyük kitap insandir.
Alimin uykusu cahilin ibadetinden üstündür.
Mükemmel insanlarin aksayan taraflari daha çok göze batar.
Dinine dizlerinle degil, kalbinle baglan.
Dogruluk dost kapisidir.
Eline, beline, diline sahip ol.
Her ne ararsan kendinde ara.
Düsmaninizin dahi insan oldugunu unutmayiniz.
Ellerin kâbesi var, benim Kâbem insandir.
insanin cemali sözünün güzelligidir.
Türk milleti cihana hakim olmak için yaratilmistir.
ilimden gidilmeyen yolun sonu karanliktir.
Yolumuz, ilim, irfan ve insanlik sevgisi üzerine kurulmustur.
Erkek, disi sorulmaz, muhabbetin dilinde.
Hak’in yarattigi, hersey yerli yerinde.
Bizim nazarimizda, kadin erkek farki yok. Noksanlik, eksiklik senin görüslerinde.

islamin temeli ahlak, ahlakin özü bilgi, bilginin özü akildir.

 

Aleviligin Inanc Kaynaklari

Aleviligin inanc ve ibadet esaslarini görmeden önce, bu esaslarin günümüze hangi sekillerde ulastigina deginmek gerekir. Alevilik günümüze sözlü ve yazili olmak üzere iki kaynaktan ulasmistir. Sözlü gelenek nesilden nesile aktarilan bilgi ve uygulamalar ve Dedelerin günümüze ulastirdigi bilgiler seklinde günümüze ulasmistir. Sünni kitlelerin aksine egitim kurumlarindan yoksun kalan Aleviler inanc, gelenek ve kültürlerini daha cok bu yolla günümüze ulastirmislardir. Cevreyi temsil eden ve göcebe/ yari göcebe kitlelerin olusturdugu bu gruplar, resmi din anlayisina karsi bir dinsel anlayisi, yani heterodoksiyi temsil ediyorlar, toplumsal yapilari itibariyle, sünni cevrelerin aksine, egitim ve kültür kurumlarindan yoksun bulunuyorlardi. Bektasi dergahlarinda ise belli bir organizasyon bulunmaktaydi. Bu dergahlarda bulunan Bektasi dervisleri ve onlarin nüfuzundaki kitleler, Ocakzade dedelerin faaliyette bulunduklari kitlelerle kiyaslanmayacak ölcüde kurumlasmis idiler. Bu durumu arsiv belgelerinden rahatlikla görebiliyoruz. Ocakzade dedelerin faaliyette bulundugu yerlerde yasayan kitleler Bektasi dergahlarindan daha farkli bir organizasyona tabii bulunmaktaydilar. Bu kitleler arasinda, bilgiler, yazili olmayan yani sözlü gelenege dayali bir sekilde nesilden nesile aktariliyordu. Merkezi iktidarlarin bu kitleler üzerindeki baskisi ve zaman zaman gerceklesen sürgünlerin yarattigi olumsuzluklar bu kitlelerin yasamlarinin her alanina yansimis, örnegin Cem ayinleri büyük bir temkinle ve gizlilik icerisinde yapilir olmustur. Alevi Yol ve Erkaninin günümüze ulasmasinin ikinci kaynagi ise yazili kaynaklardir. Ancak bu kitlelerin sosyal yasamlarinin dogal bir sonucu olarak, sahip olduklari yazili eserler de oldukca sinirlidir. Alevi köylerinde yaptigimiz arastirmalarda, daha cok dede evlerinde nefeslerin ve deyislerin yer aldigi kitaplar (Cönkler), Menakib-i Imam Cafer-i Sadik, Hutbe-i Düvaz-deh Imam/Menakib-i Seyyid Safi, "Kücük Buyruk" olarak da bilinen "Dergah-i Ali?de Seyyid Abdülbaki Efendi?nin Erenlere Muhib olan Temiz inancli Müminlere Gönderdigi Mektup" baslikli bir kitapcik, Makalat-i Haci Bektas-i Veli ve Vilayetname adli el yazmasi (Osmanlica) eserlerin varoldugunu biliyoruz. Oysa sünni kesimler yüzyillara yayilan zaman sürecinde medreseler ve seyh-mürid iliskisi cercevesinde bircok egitim kurumlarina sahip olmus, bu sekilde yüzlerce eser kaleme alinmistir. Bektasi dergahlari egitim faaliyetleri ve araclari bakimindan da, ocakzade dedelere bagli Alevilerle kiyaslanmayacak ölcüde kurumsallasmis idiler. Dergahlarda yüzlerce cilt eser bulunurken Alevi köylerinde sadece Dede evlerinde elyazmasi kitaplar bulunurdu.
 
 

Alevilerde Inanc Anlayisi

Alevilerde inanc ve ibadet anlayisinin kendine özgü yönleri bulunmaktadir. Bu anlayisin temeli bicimden cok özü esas almasina dayanir. Bicimsel anlamda ibadetin bir arac, olgun insan olmanin ise esas amac oldugu kabul edildiginden cemlere katilmak, oruc tutmak yetmez. Eline, diline, beline bagli olmayan, en kutsal varlik olan insani sevmeyen, olgunlasmamis insanlarin ibadetleri de bosunadir. Bu kisiler Cem törenlerine alinmadiklari gibi toplumdan da dislanirlar. Alevi inancinin temeli Hak-Muhammed-Ali sevgisine dayanir.
 
 

Hz. Ali, Ehl-i Beyt ve Oniki Imam Sevgisi

Bilindigi üzere Alevilik Hz. Ali, Ehl-i Beyt ve Oniki Imam sevgisine dayanir. Ehl-i Beyt sözcük olarak ev halki demektir. Ev halki yani Ehl-i Beyt Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatima, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin?den olus- maktadir. Ehl-i Beyt halk arasinda Pence-i Al-i Aba olarak da adlandirilir. Oniki Imamlar, Alevilerin Hz. Muhammed?den sonra önder olarak tanidiklari Hz. Ali ile Hz. Fatima?nin soyundan gelen kisilerdir.Oniki Imamlarin adlari sirasiyla söyledir:

1) Imam Ali,
2) Imam Hasan,
3) Imam Hüseyin,
4) Imam Zeynel Abidin,
5) Imam Muhammed Bakir,
6) Imam Cafer Sadik,
7) Imam Musa Kazim,
8) Imam Ali Riza,
9) Imam Muhammed Taki,
10) Imam Ali Naki,
11) Imam Hasan Askeri ve
12) Imam Mehdi.

Alevilere göre müslümanlar Hz. Muhammed?den sonra 73 firkaya ayrilacaklar ve Ehl-i Beytin, Oniki Imamlarin yolundan gidenlerin disindakiler cehenneme gideceklerdir. Ehl-i Beytin, Oniki Imamlarin yolundan gidenler Firkayi Naciye veya Güruh-u Naci olarak adlandirilir. Demek ki Ehl-i Beyt sevgisi Aleviligin esasini olusturur. Tevella ve teberra anlayisi da bu sevgiden kaynaklanir. Tevella Ehl-i Beyti, Oniki Imamlari, Ondört Masumlari, Onyedi Kemerbestleri ve onlarin yolundan gidenleri sevenleri sevmek, teberra ise onlari sevmeyenleri sevmemektir.

Kostenlose Webseite von Beepworld
 
Verantwortlich für den Inhalt dieser Seite ist ausschließlich der
Autor dieser Homepage, kontaktierbar über dieses Formular!